Kendi İnfazını Hazırlayan Bir Millet

624 yıllık bir imparatorluğun ne vakit sayfalarını aralasak göğsümüzü kabartacak olaylarla karşılaşmamak elde değil. Türk milleti dendiği zaman akla gelen ilk şey cesur ve yardımsever olduğudur. Yüzyıllardır damarlarımızdan akan kanın her zerresinde Türk'e Türklüğünü hissettirmiştir.

Dünyanın neresine giderseniz gidin Türkler kimdir? Nasıl bir millettir? Denildiğinde cevabı ne olurdu sorunuzun? Misafirperver, yardımsever, gözü kara, inatçı, merhametli vs. Hiç gaddar, acımasız, sömürgeci, katil gibi yorumlarla karşılaştınız mı? Çok zor. Hatta imkansız bile diyebiliriz. Bunları ancak bizi lekelemeye çalışanlar söylerler. Onların dediklerine de kim tamah eder ki? Bizler de Atalarımızın kurmuş olduğu bu tarih ile her zaman gurur duyup övünüyoruz. Hakkımızdır.

Devleti Ayakta Tutan Politika Nedir?

Peki devleti asırlarca ayakta tutan 3 kıtaya hakimiyet kurmayı sağlayan politika ne? Benim nezdimde Osmanlı’nın iyiliksever ve adaletli bir politikayı benimsemesidir. Devleti koca bir çınara benzetirsek köklerinde adaleti ana gövdesindeyse yardımseverliği görebiliriz. Ağaç (yani devlet) büyüdükçe olgunlaşacak böylece yeni dallar yeni filizler güçlü biçimde çoğalacaktır. Böyle sağlam bir ağaca da gelen afetler zarar veremez değil mi?

Tarihin Tozlu Sayfalarına Yolculuk

Tarihin tozlu sayfalarını aralayıp üflediğimizde neler olmuş bakma zamanı geldi diye düşünüyorum. Merak etmeyin konuşacaklarımız yalnız tarih değil insanlığın unutulan yanlarını da içeriyor. İsveç ve İrlanda’ya kıtlık çektikleri vakit gıda yardımı yapan Osmanlı 19.yy’da da İngiltere’ye buğday yardımı yapmıştır. Daha bu gibi örnekler çok var ancak başka zamanın konusu olsun diyerek derinlere girmeyelim.

Din, dil, ırk fark etmeksizin hep birlikte yaşayan halk birbirini bu vasıflarıyla değil soyuyla, adıyla tanınmıştır. Birbirlerini ötekileştirmek hep uzak kalmış tek gerçeğin birlik olduğu inancıyla yaşamışlardır. Yoksa dile kolay 3 kıta diyoruz milyonlarca insanın tek ortak noktası nedir? İnsanlığın olmadığı bir devlette büyümekten söz edilebilir mi?

Birbiriyle uyum içerisinde yaşayan halkın insana verdiği kıymete bakalım mı biraz da? Malum şimdilerde pek gördüğümüz bir özellik değil. O halde, zamanda bir yolculuğa çıkıyoruz…

Yardımlaşmanın En Zarif Hali

Selçuklular ’dan kalma Sadaka Taşı Osmanlı’da da yaygın olarak kullanılıyordu. Çarşı, cami hastane gibi kalabalık meydanlarda bulunur silindir ya da dikdörtgen prizma şeklinde yaklaşık 2 metre olurdu bu taşlar. Üzerine yardım yapmak isteyenler altın veya madeni parayı koyar giderdi. İhtiyaç sahibi olan kimseler ise buradan gereğince parayı alırdı. Böylece kim kime yardım ettiğini bilmezdi. İhtiyaç sahibi kimsenin de böylece gönlü kırılmaz kendini toplumdan aşağı görmezdi.Bir de çevrilen dolaplar olurdu. Bunu duymayanlarımız da olabilir. Bu  dolaplar genellikle paşa vezir gibi zengin kimselerin evinde olurdu. Mutfağın sokağa bakan duvarında olurdu. Kendi ekseni etrafında dönebilen dolap evin içi ile sokak arasındaki iletişimi kurardı. Aç olup yemeği olmayanlar gelir çanağını dolabın içerisine koyar ve döndürürdü. Bir müddet sonra dolap tıklatılır çevrilirdi. İçerisinde yemek dolu  olarak geri gelirdi çanaklar.  O gün evde ne pişmiş ise evin hanımı ne hazırlanmışsa tanrı misafiri de onu yerdi. Yemeği alan da veren de karşısındaki görmez bilmezdi. Tabi kimi zaman çevrilen dolabın içinden yemek kimi zamansa bir gül belki bir mektup çıkardı. Delikanlı sevdalısına ulaşmak için dolabı kullanırdı. Evin kızı ise ilmek ilmek işlediği mendillerden dolabın içine koyup çevirirdi tekrar. Böylece bazen yemek çıkar karın doyar bazense bir mektup çıkar gönül doyardı dolaptan. Derler ya “Ben bilirim ne dolaplar çevirdiğini.”  İşte bu söz buradan geliyor.

Askıda Ekmek Çok Eski Bir Gelenek

Askıda ekmeği duymayananınız yoktur. Fırına ekmek almaya giden  kişi isteğinin bir fazlası sipariş verir birini de askıya astırırdı. “İki ekmek biri askıda.” Böylece fırıncı parası ödenmiş ekmeği alırdı. Dükkanda askıda ekmek olduğunu belirtecek şekilde bir işaret ya da bir yazıyla belirtir ihtiyacı olan gelir askıda ekmek istediğini belirtir ve alırdı. Yine alan ile veren birbirini görmüyor. Şimdiye kadar insana karşı yapılan gizli iyiliklerden konuştuk birazda kuşlardan bahsedelim. Yollara döşenen taşların kimileri oyuk olurdu yağmur yağdığı zaman su içine bıraksın hayvanlar şu içsin diye. Mezar taşlarında da minik bir oyuk olurdu susayan kuşlar için. Birde göç eden kuşlar için açılmış bir hastane. Gurabahane-i Laklakan, başta leylekler olmak üzere göç esnasında hastalanan kuşların tedavisi için kurulmuştu.

Söyle bir toparlamak gerekirse: Türkler devletinde de milletinde de yardımseverdir. En başta ne demiştik? Devleti sürekli ve dinamik tutacak şey yardımseverlik ve adalettir. Anlattıklarım yaşı biraz daha büyük olanlar için daha anlaşılabilir iken genç kesime daha çok hikâye gibi gelebilir. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” Oysa şimdilerde bırakın mahalleyi yaşadığı apartmanda bile kim aç kim tok haberi bile yok çoğumuzun.

Her birimiz kale duvarlarımızın ardında saklı bir hayat sürüyorsunuz kimin ne halde olduğu bizi ilgilendirmiyor. İşin kötüsü bu durum kimseyi rahatsız etmiyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın hesabı kimse umurumuzda değil. Eğer yardım edilecek biri varsa ve bu yabancı biriyse yakınımız değil diye yardımı esirgiyoruz. E ne oldu köklü güçlü çınara? Ağacı yıkan kendi kurtları oluyor bu kez. İçten içe dünyadan ve insanlıktan soyutlanmış biçimde kendi infazımızı kendimiz veriyoruz.

Nedir bu insan sevmemek? Ne bu bencilce yaşadığımız küçük hayatlar?

Yardım etmenin acizlik olduğunu düşünür olduk. Sabahları cıvıldayan kuşlar gece öten baykuşlarda yok artık. Beton yığınlarının içerisinde bencil hayatlarımızı kısır bir döngüye girmiş ölümü beklercesine yaşıyoruz.  Bir an önce kendimize gelmeli övündüğümüz tarihimizi unutmamalı uygulamalı ve yeni nesillere de uygulatmalı öğretmeliyiz. Kendi tarihini bilmeyen bir nesil geleceğini inşa edemez. Bizler ise ne tarihimizi biliyor ona sahip çıkıyoruz ne de insanlığı umursuyoruz. Olmaz.

Bir an önce silkelenip kendimize gelmeliyiz yoksa övünebileceğim tarihte ortadan kalktığında iş işten geçmiş olacak.

Çınar büyük evet ancak yıkıldığında ortaya çıkan felaket de büyük olacak. Bilmek lazım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Eslem Reyhan Tekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Çan'ın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Çan'ın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Çan'ın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Çan'ın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Çan Belediye Başkanı Kim Olmalı ?
Tüm anketler